« Önceki | Sonraki »

8/2/2008

Tasfiye Dergisinin 15. sayısı çıktı!

Edebiyat-Düşünce dergisi Tasfiye, 15. defa okuyucusuyla buluştu.

            Yatağını derinleştirerek yoluna devam eden Tasfiye’nin bu sayısında Asım Öz, “Demonic Bir Yazar Olarak Leyla Erbil” başlıklı incelemesiyle eleştirinin nitelik ve duruşu öne çıkaran tarafını yeni bir çalışmayla kurmaya devam ediyor. Leyla Erbil’in özellikle İslam’a ve onun toplumsal karşılığına ilişkin tahammülsüzlüğünü çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.

            Ahmet Örs, mevcut edebiyat tarihi anlayış ve kalıplarını “Edebiyat Tarihine Giriş” başlıklı yazısıyla sorguluyor ve kabul edilen/ettirilen edebiyat tarihi değerlendirmelerinin egemen siyasi anlayışları tahkim etme kaygısını taşıdığını söyleyerek yeni bir edebiyat tarihi anlayışını teklif ediyor.

            İlyas Çetin, “21. Yüzyılın Şi’b-i Ebu Talib’i: Gazze” yazısıyla İsrail ve destekçileri tarafından kuşatılan Gazze ile Mekke’de müşriklerin  ambargosuna maruz kalan ilk müslümanlar arasında çarpıcı bir bağ kurarak inanç ve vicdanlarımıza sesleniyor.

            Tasfiye’nin 15. sayısında Süleyman Ceran’ın “Zemherî Günlükleri” üçüncü bölümüyle devam ederken Mehmet Sacit anılarının “Bir Yolculuktur Süregiden” başlıklı bölümünde yol hikayelerini okuyucuyla paylaşıyor. Halit Alper Şimşek’in “Hollywood ve İran Sineması” başlıklı yazısı iki sinema anlayışının mukayesesini yapıyor. Mustafa Kıyak’ın “Issızlıkta Kaybolmak Ya Da Yalnızlıkla Dirilmek” ve Mustafa Başpınar’ın “Peruk” hikayeleri hayatın farklı alanlarına yeni pencereler açıyorlar.

            Şule Yüksel Gökyar ve Neşe Gürer doyumsuz denemelerine devam ederken 12 eylülden 28 şubata uzanan darbeci süreci anlattığı “İhtilal Hatırası” şiiriyle Kalender Yıldız’ın yanı sıra Habil Sağlam ve Ahmet Örs bu sayıda Tasfiye’nin şiirlerini söylüyorlar. Birkaç sayılık ayrılıktan sonra “tedirgin” sayfası yine sarsıcı çağrılarıyla hayata seslenmeye devam ediyor.  

 

            İrtibat:

            Tel: 0505 259 07 15

            www.tasfiyedergisi.com

            tasfiyedergisi@gmail.com

            Gülbahar Hatun Mah. Behzat Bulvarı, 2. Sokak, No:2/A -TOKAT

29/1/2008

Gazze yanıyor, ses verin!

Duyarlı Tokat halkı,

 

İşgalci terör devleti İsrail, Filistin halkının tercihleriyle seçilen Hamas hükümetini Amerika ve işbirlikçi Ortadoğu yöneticilerinin de desteğiyle cezalandırmak, yok etmek istiyor. On yıllardır sürdürdüğü katliamlarına yenilerini ekliyor. Hamas hükümetinin kontrolünde olan Gazze’yi açık hava cezaevine çevirmek için ablukayı her geçen gün biraz daha daraltıyor.

 

Arkadaşlar!

 

İsrail, hastaneleri, okulları, evleri elektriksiz ve yakıtsız bırakarak Filistin halkını ve onun  meşru temsilcilerini yıldırmak istiyor. Emperyalistlerin şımarık çocuğu olarak yıllardır sürdürdüğü zulümlerine yenilerini ekliyor. Müslümanların özgürlüğünün sembolü olan Kudüs’ü başkenti yapıp Mescid-i Aksa’yı yıkmak için türlü entrikalara başvuran İsrail, 1.5 milyon Filistinlinin yaşadığı Gazze’yi toptan yok etmek istiyor.

 

Değerli arkadaşlar,

Müslümanlar olarak bu zulümlere sessiz kalmamız elbette ki düşünülemez. Sadece Müslümanlar değil, dünyanın bütün onurlu insanları İsrail’in bu vahşi politikalarına karşı çıkmalıdır. Türkiye ve orta doğunun diğer devletleri İsrail’in insanlık dışı karakterini artık görmelidir. İşgalci Siyonistlerin insani ve ahlaki herhangi bir değerinin olmadığı bütün dünya tarafından bilinmektedir. Haber bültenleri, binlerce fotoğraf bu vahşetin en önemli kanıtlarıdır.

 

Bizler Türkiyeli Müslümanlar olarak hükümetten bir an önce katil Siyonist devletle bütün ilişkileri kesmesini istiyoruz. Siyonist katillere meclisin kapılarını açanların bu affedilemez hatalarından dönmeleri için bu tek şanstır. Siyonist katillerle her türlü ilişki insanlık suçudur. Yapılan bütün askeri ve stratejik anlaşmalar iptal edilmelidir. Eli kanlı terör devletinin peşine düşmekten artık vazgeçilmelidir.

 

Kıymetli arkadaşlar,

 

Gazze’yi kuşatarak, direnen Filistin halkını tümden yok etmek isteyen İsrail’e destek veren Arap yönetimleri utancın en büyüğünü yaşamaktadırlar. İşbirlikçiliğin ve Allah’a isyanın bedelini bu dünyada ve ahirette ödeyeceklerdir. Bize düşen görev, kardeşlerimizin yanında olmaktır. “Müslümanlar kardeştir” diyorsak eğer, Müslümanların acılarına ortak olmalıyız.

 

Herkes bilmelidir ki;

 

İsrail’in varlığını hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. Şunu biliyoruz ki ümmetin özgürlüğü için Kudüs’ün özgürleşmesi şarttır! Hiçbir güç İntifada’yı durduramaz. Küresel intifada taş atan Filistinli küçük çocukların ellerinden bütün İslam dünyasına yayılmaktadır. Irak direnişi, Çeçen ve Afgan direnişleri bunun en güzel örnekleridir. Gazze’yi kuşatan Siyonist teröre ve yardımcılarına verilecek en güzel cevap zulmün karşısında olduğumuzu haykırmak, zalimlere ambargo uygulamak ve işbirlikçi politikaları ifşa etmek olmalıdır.

 

Zulme karşı duran duyarlı Tokat halkı,

 

Acil taleplerimizi tekrarlıyoruz: AKP hükümeti BOP’tan çekilmeli ve İsrail’le bütün ilişkileri kesmelidir! Mısır hükümeti Gazze sınırını şartsız açmalıdır! Filistin halkının serbest seçimlerle büyük bir destekle iktidara getirdiği HAMAS hükümeti Filistin’in gerçek temsilcisi olarak kabul edilmeli ve bu ilan edilmelidir! İnsani değerlerini kaybetmemiş herkes bu talepleri dillendirmelidir!

 

Bu vesileyle, Gazze kuşatmasını Tokat’tan verdiği sesle yarmaya çalışan bütün onurlu insanlara şükranlarımızı sunuyoruz. Güçlü sesleri zulmü söndürecek ve Kudüs’ün aydınlık şafağında özgür Filistin’i var edecektir!

 

Yaşasın Gazze direnişimiz!

 

2/7/2007

"YÜZÜMÜZÜ AĞARTAN" ÇIKTI!

B. Emrah Önce

 

Yüzümüzü Ağartan

Ahmet Örs,

İtidal Yayınları,

Öykü, 2006.

 

Edebiyatı hayatın içinden çekip alıp kendi bireyselliğine hapsetmeyen, anlatım gücünün sırça köşklerdeki sahte yalnızlıklardan doğmayacağını bilen ve eserini değerli kılabilmek için varoluş sancısı çekiyormuş numarası çekmeyen yazarların kitapları, bize sahici bir edebiyat için yapmacık davranışlara değil, hayatın tam kalbine dokunmaya ihtiyaç duyulduğunu bir kez daha gösteriyor.

 

Tam bu noktada, Ahmet Örs'ün İtidal Yayınları arasından yeni çıkan "Yüzümü Ağartan" adlı kitabı, sözlerimize güzel bir örneklik oluşturuyor. Kitapta yer alan on yedi kısa hikaye, bizi yeryüzünün ezilenleri coğrafyasında seyahate çıkarırken, umudu ve direnişi heybemize koymayı da ihmal etmiyor. Özlediğimiz bir edebi duruşu taşıyan bu hikayeler, biraz daha genişletilmeyi, zenginleştirilmeyi ve bazı bölümleriyle yeniden kurgulanmayı ve tamamlanmayı hak ediyorsa da, göz ardı edilmeyi hak etmiyor!

 

Ahmet Örs'ün daha önce Haksöz ve Tasfiye dergilerinde yayınladığı hikayelerini birlikte okuma fırsatı sunan "Yüzümü Ağartan"; edebiyatın salt bir dil ve anlatım işi olmadığını; ona asıl gücünü hayata ve zamana karşı yazarın aldığı sahih tavrın verdiğini de kanıtlıyor. Yaşamak kavgasında tutunamayanlara, kimliksizliklerini bireycilikleriyle maskeleyenlere ve bunalımı anlam arayışı zannedenlere karşı duran ve edebiyatı; ait olması gerektiği alana çeken Örs'ün hikayeleri, okurlarını hemen yanı başımızdan başlayan ve Bağdat'a, Kudüs'e, Kafkasya'ya, Kandehar'a kadar uzanan İslam coğrafyasında kısa bir seyahate çağırıyor. Bunun turistik değil ideolojik bir tercih olduğunu belirtmemizde fayda var.

 

Sade bir anlatıma ve akıcı bir dile sahip olan hikayelerin iki ana başlık altında toplandığını söyleyebiliriz. İlk grupta, yüz ağartan bir duruşu ve direnişi tercih edenlerin ve tercihlerinden doğan tüm zorluklara rağmen kimliklerinden vazgeçmeyenlerin hikayeleri yer alıyor. Bazen mustazaf bir halleri de olsa, hiçbirinin yüzünden karamsar ifadesi okunmuyor. Bu hikayelerin kahramanları; geleneğin baskısı kıran bir kadın, Irak'ta ve işgal altındaki diğer topraklarda küresel hegemonyaya direnen herhangi bir Müslüman, başörtüsü yasağına rağmen yaptığı tesettürü kimlik tercih olarak hayatına taşıyan lise son sınıf öğrencisi, televizyonlardan taşan yemek programlarında her gün yeniden servis edilen tüketim ideolojisine karşı mektup yazan bir fakir veya yoksulluğa karşı helal rızk peşinde koşan minik bedenler olabiliyor...

 

İkinci grupta ise çözülenlerin; ideolojisini, davasını ve tutunduğu ayetleri bırakanların, 28 Şubat sürecinde savrulanların, dayanışma bağlarından kopup yalnızlaşanların, geleneğin içinde sıkışanların ve arka sokaklarda kaybolanların hikayelerine yer veriliyor. Fakat bu hikayelerde, yaşananları meşrulaştırmak yerine hem durum tespiti yapan hem de bu durumu eleştiren bir tavır kendini hissettiriyor. Örs, çoğu zaman salih amelleriyle, hayata ve mücadeleye güzel örneklikler oluşturan insanları anlatsa da, hikayelerin hayal dünyasında geçmediğini rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. Hayatın kıyısına düşenlerin trajedisi ne kadar gerçekse, hayata sımsıkı tutunanlar da bir o kadar gerçek geliyor okura...

 

Kısaca, Ahmet Örs, "Yüzümü Ağartan" hikayelerinde ezilenlerin elinden tutup düştükleri yerden kaldırarak, hikaye sanatını onurun ve direncin omuzlarında yükseltmeyi amaçlıyor ve bunun için ilk kitabıyla başlangıç yapıyor.

 

 

2/7/2007

TASFİYE DERGİSİNİN 12. SAYISI ÇIKTI!

            Edebiyatın hayatın ve inancın içinden akan damarı Tasfiye Dergisinin 12. sayısı çıktı. Bu sayıyla Tasfiye, 3. yılını tamamlamış oldu.

            Geçen sayıdaki Sezai Karakoç portresinden sonra derginin 12. sayısında Ahmet Örs Necip Fazıl’ı değerlendiriyor. “Necip Fazıl: Karizma ve Gerçek” başlıklı yazısında Ahmet Örs, N. Fazıl’ı inanç, ideoloji ve takipçiler bağlamında tartışıyor ve vahiyle sistematik bir biçimde buluşamayan edebiyat ve düşünce damarının mutlaka eksik kalacağını vurguluyor.

            Asım Öz nitelikli eleştirileriyle edebiyatımızın seçkin eleştiricilerinden biri olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Yazar, “Mevlana’dan Sonra Mevlana” başlıklı yazısıyla Mevlana fenomeninin tüketim alanına sunuluşunu çarpıcı tespitlerle irdeliyor.

            Mustafa Kıyak küresel kapitalizmin ecel tezgahlarını “Sweatshops: Ecel Tezgahları” adlı makalesiyle açığa çıkararak emperyalizmin, marka propagandalarının gerçek yüzünü göteriyor..

            Tasfiye’nin serüveninde mesafe kat eden yazarlardan Süleyman Ceran “Çocuk Edebiyatının Öncü Eseri: Nils Holgersson’un Serüvenleri” adlı yazısıyla İsveçli yazar Selma Lagerlöf’ün meşhur eserini tahlil ediyor.

            Murat Kayacan Tasfiye’deki ilk yazısında “Oksidentalizm Bir Alternatif Olabilir mi?” sorusuna cevap ararken, Beytullah Önce muhtıra sürecini “Ne Mutlu Umutluyum Diyene” adlı yazısıyla değerlendiriyor. Cemil Arslan da bu çerçevede “Hangi Toplumsal Mutabakat” sorusunu dillendirdiği yazısında karşılığı olmayan taleplerin ve toplumsal çatışmaların kökenlerini irdeliyor.

            Serim Düğüm’ün “Onaran” hikayesi bireysel ve toplumsal dönüşümün işaretlerini göstermeye çalışırken Neşe Gürer’in “Özgür Kılan” hikayesi imanın yasaklara muhatap olan başörtülü bir üniversite adayı genç kızdaki karşılığını bizlere gösteriyor ve gündemleşmeyi hak ediyor. Mehmet Sacit “Bilincimizi Dokuyan Kitaplar-II” adlı yazısıyla anılarını kaleme almayı sürdürürken doksanlı yıllardaki İslam düşüncesinin seyrini kitaplar ve üniversite kuşağı ölçeğinde fotoğraflamaya çalışıyor.

            Şule Yüksel Gökyar’ın “Ay Yarıldı”, Yeşim Alkan’ın “Arınmak”, ve Emine Şimşek’in “Kalbimin En Bahar Olan Yerinden Tut Beni” adlı denemeleri hanımların yüreklerindeki duyarlılıkları kalemlerinden okuyuculara ulaştırmaları bakımından ayrı bir değere sahip.

            Orhan Güdek, Herman Krückberg ve Yeşim Alkan şiirleriyle bu sayıda Tasfiye’nin hayata ayna tutan, duruşunu belli etmekten kaçınmayan edebiyat yelkenine nefes verenleri…

            12 sayı boyunca “tedirgin” etmekten usanmayan Tasfiye, Kudüs’ün esir edilişinin kırkıncı yılında işgali tüm boyutlarıyla açığa çıkaran tedirgin edici uyarısıyla okuyucularına ‘dikkat’ çekiyor.

            Bir dönemi geride bırakan Tasfiye, eylül ayından itibaren iki aylık periyodunu kesintiye uğratmadan yeni bir kapak, sayfa tasarımı ve sayfa sayısını artırmış olarak çıkmaya çalışacak. Tasfiye, çizgisini berkitecek çalışmalarınızı bekliyor!

 

            www.tasfiyedergisi.com

            tasfiyedergisi@gmail.com

            (0505) 259 07 15

 

2/7/2007

Kudüs 40 Yıldır Esir!

 

 

lütfen

            tedirgin

                                                ediniz

 

 

 

Kudüs 40 Yıldır Esir!

 

kırk yıldır esaret altında yaşayan Kudüs’ü ve Kudüs’ün, intifadanın müslümanlar, mazlum halklar ve bütün dünya için ifade ettiği anlamı kavrayamayan şuur ve basiret yoksunlarını, köle oldukları zalimlerle birlikte

 

 

                                                               lütfen

            tedirgin

                                                ediniz

Kategorilerim

    Arkadaşlarım

    Bağlantılarım

    Blogcu ile yapıldı