« Önceki | Sonraki »

1/6/2008

sen olmasaydın çekip gidecektik

 

sen olmasaydın biz birazdan çekip gidecektik

sen olmasaydın arkadaşım bir partiden aday olacaktı

sen olmasaydın akışına kapılıp hayatın

gösterişli bir yazlığımız olacaktı iki katlı

bir deniz kenarında tasasız insanlarla

 

sen olmasaydın maçlarda bağırıp

bir de bayrak asacaktık çarşının tam orta yerine

takımımızın bayrağı canıım

yüz yoksulun çarşafı olacak büyüklükte hem de

aman kimseler duymasın

 

sen olmasaydın stratejik ortaklar

memleket çıkarları ya da konjönktür dayatması

ya da her neyse işte onların yüzünden

büyük şeytanlarla beraber kudüste bağdat ve kabilde

savaşıp duracaktık mustazaflarla

 

sen olmasaydın açıp da kapağını

merakımızı gidermek için bile asla

okumayacaktık birkaç çağrı

ne kadar da ağır geliyordu ne kadar da zor

mesaj dursun kenarda zaten yeterince duyduk

her şeyi yeterince yaptık zaten diyecektik yetmez mi

 

sen olmasaydın anlayacağın

batmıştık iyice

çıkaramazdı bizi kimse

sen olmasaydın işte

 

 

Ahmet ÖRS

26/5/2008

cepten yiyen şair

 

şair unutunca adını

uzun uzun sayıkladı

neydi cebimden çıkarıp okuduğum

geçen günümde meydanlarda

haykırıp durduğum

 

bir bilgiçlik çöktü üstüne şairin

abilerden duyduğu süslü cümleyi

alıp şiirinin üstüne koyunca

işte ben sizden bakın

ne kadar da farklıyım

 

cebine koyduğunu unuttu unutmasına ya

cepten yemeye başlamıştı işte şair

sözlerini dizerken sırasıyla o da ne

karmaşık bir şeyler var kâğıtta

 

cepten yiyen şair cebini tüketen şair

dilini buran yüreğini karartan şair

kendini görünce aynada birden

evde hırsız var diye bağırıverdi

 

Ahmet ÖRS

26/5/2008

TASFİYE DERGİSİNİN 16. SAYISI ÇIKTI

Tasfiye Edebiyat-Düşünce dergisinin Haziran – Temmuz tarihli 16. sayısı çıktı. Bu sayısıyla Tasfiye 4. yılını tamamlamış oldu.

            Tasfiye’nin bu sayısında yer alan eser ve isimler şu şekilde:

 

            Direnen Edebiyat – Ahmet Örs

            Uyum Döneminin Eleştirmeni – Asım Öz

            Rüyası Yetmiyor Savaşmaların (Şiir) – Mustafa Uçurum

            Bir Yolculuktur Süregiden, II – Mehmet Sacit

            Dalgalar (Hikâye) – Özkan Şahin

            Kafkasya’da Bir Direnişçinin Öyküsü – Murat Kayacan

            Cepten Yiyen Şair (Şiir) – Ahmet Örs

            Gitmek (Şiir) – Bünyamin Doğruer

            ‘İslami Edebiyat Dergisi’ İslami Edebiyatın Son Halkası mıdır? - Asım Öz

            Gazze/l (Şiir) – Enes Malikoğlu

            Bir Sevda Oldu Başörtüsü – Şule Yüksel Gökyar

            Allah Affetsin! (Hikâye) – Mustafa Kıyak

            Kent Söylencesi – Emine Şimşek

            Gelirken Ölüm (Hikâye) – Serim Düğüm

            Deniz Halkına Tuzlu Gerçekler (Şiir) – Habil Sağlam   

 

            İrtibat:

            www.tasfiyedergisi.com 

            tasfiyedergisi@gmail.com

            0505 259 07 15

2/3/2008

MEŞİN TOP

Meşin top etrafındaki büyük aksiyonu düşündükçe aklımı kaybedecek gibi oluyorum.Meşin top önünde bütün ruhi kıymetler artık birer leblebi tanesi kadar küçülmüştür.İnsanoğlunun başı artık bir meşin toptur; ve her fert kendi ayağıyla başını yuvarlamaktadır.
Bir
zamanlar İstanbul’da Fransızlarla yapılan milli maçı seyretmek üzere talebe federasyonu Ankara’dan hususi bir katar kaldırmış ve sanki (fenomenal) bir ilim ve cemiyet hadisesi varmışçasına bu işe yüzlerce talebe katılmıştı.Bir (Şekspir) in oynayacağı bir (Hamlet) ,bizzat (Platon) un izah edeceği bir (idealizm) davası; ve hatta yeni keşfedilmiş ve her talebeyi bir anda fakültesinden mezun kılacak bir ilim hapı tevzii,bu kuvvette bir alaka ve cazibe mihrakı teşkil edemezdi.
Meşin top günümüzün tabusudur ve ona laf yoktur.Bizzat fikir,ilim ve sanat,lugat
kitaplarında kalmak için ondan izin almaya mecburdur.
Netice:
Başına meşin toptan bir tac geçirmiş olan ilcailik Firavun’u,bizde göbeğimizden yukarı nahiyelere kan cereyanı geçmesine izin vermemekte ve herkes bu Firavun’un emrinde çalışmaktadır.

Çerçeve-3 /10.6.1956

MAÇ

Bit pazarından geçiyorum.Bir adam radyosunu satıyor.Radyonun çalışıp çalışmadığını anlamak için,fişini,bir eskici dükkanının elektrik prizine soktular.Birkaç cızırtı,hırıltı derken bir ses:
-Burası Mithat Paşa Stadyumu! ...
Radyonun satışı unutuldu ve bütün bitpazarı tipleri,satıcılara,alıcılara,küfecilere kadar maçı dinlemeye koyuldular.Hayretle durup manzarayı seyretmeye başladım.Evindeki
çocuk lazımlığını eline alıp bitpazarında satmaya gelen yeldirmeli kadına varıncaya dek tesir halkası içine alınmadık insan bırakmayan bu korkunç cazibe merkezi ne korkunç şey! Meyhaneden dershaneye,sonunda “hane” eki bulunan her yerde o yerin her ferdini unutturup yalnız kendisini hakim kılan,kendisinden başka hiçbir meseleye söz hakkı vermeyen maç...
Bizzat şahit olduğum hapishanede,insanın havayı emmekten bezdiği ve güneşi görmekten tiksindiği şartlar altında bile alaka duyulan maç:Müdürü,jandarması,gardiyanı ve mahkumu,hırıltılı hapishane hoparlörünün hunisinde kaynaşırlar.
Şu futbol,din çapında öyle bir vecd kaynağı olmuştur ki,konuşmaya başlayan çocuğun ilk kelimesi “Gol! ” olsa şaşmamalı...Artık
insanda kafa meşin top,beyin meşin top,kalp meşin top,mide meşin top...
Bu nefsani ra’şenin yanına ruh ve fikir ürpertisini getirebilecek ve memleket kalesinin önündeki
büyük mesele topunu muazzam bir şutla ağlara takacak santrafordan ne haber?

Çerçeve-4 /10 Ocak 1967      Necip Fazıl KISAKÜREK

 

26/2/2008

Siyah ve Karanlık

Kur’an okurdu babam bazen,

Galiba kadir gecelerinde.

Onun inanmış sesiyle biz çocuklar

Daha küçülürdük odanın en uzak bir yerinde.

 

Müteessir olurduk kışı gören kırlangıçlar gibi,

Garip sedalarda hiçbir şey anlamadan.

Henüz mektebe giden ablam, bilgiç bilgiç:

‘Arapça’ derdi, nefesiyle o zaman.

 

Arapça. Uzak karanlıklarda,

Siyah ve lâmba sönmüş gibi… uzar.

Ve çocuk kalplerimizi mâtemiyle kaplardı

Meçhul ölülere âit mezarlar.

 

Arapça’dan nefret ederdik, lâkin,

Okşardı babamın okuduğu şey, muhayyilemizi.

Korkudan ve hayretten bir yeni dünya içinde

Muhakkak ki iman zaptederdi bizi.

 

Bir sesten sonra muhakkak bir başka ses gelirdi,

Ama nasıl başka, anlatılmaz.

Babamın sonsuz âhengi arasında

Olurdu yaşamalar daha az.

 

Ve olurdu vücûdumuzdaki tarif edilmez çocukluk,

Nedense, daha uzun.

Uyanırdı karanlık hücrelerde,

Bütün yâdigârlığı, ruhumuzun.

 

Ve babamın nefesleri yavaşlardı, hep aynı seslerle,

Tevekkül ve akıl dolu gelirdi bize, her taraf.

Babamın elleri büyürdü ve büyürdü babamın ellerinde

MUSHAF

 

… ve nelerden sonra ben hatırlıyorum,

Bazı geceler, yani her gece.

Babamın ve başka sevgililerin arapçasını

Tesellisiz şeyler düşündükçe.

 

Fâzıl Hüsnü DAĞLARCA 

Kategorilerim

    Arkadaşlarım

    Bağlantılarım

    Blogcu ile yapıldı